Gönderen Konu: Göç hikayesi  (Okunma sayısı 14778 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı merkur

Göç hikayesi
« : Haziran 06, 2009, 17:35 »
Binlerce yıldır yaşadıkları evlerinden, bahçelerinden, bahçelerinde yetişen meyve ve sebzelerinden, yarım kalmış sevdalarından, çiçeklerinden, tavuklarından, kuzularından, mezarlarından koparılarak göç ettiler.

Üç- beş parça eşyayı alarak.

Hudut kapısından isimleri, dilleri ve dinleri ile geçtiler...

Onlar, soykırımın insanları...

O kokular yaşıyor ...(93 harbi ve peşinden... 30, 50, 68, 89 göçü), bugünlere uzanan göçün çocuklarının çocuklarında...

"Ben bir macır çocuğuyum, ben bir pomak çocoğuyum" sözü o kokunun özlemi, yaşamı, dilidir.

Zira göç eden insan, yetim kalmış gibidir;

Anası, Kosova; babası, Bulgaristan; kardeşi, Yunanistan; ağabeyi, Bosna...

Onlar Balkanlardan göç edenler...

Kulaklarında bin yıllık topraklarının şarkıları, türküleri...

Yüreklerinde örf ve adetler;

Düğünler, halaylar...

Sofralarında balkan mutfağının lezzeti, kokusu...

Binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan bir anda kopartılan,

'lotus çiçekleri ' gibiler... Efsaneye göre, lotus çiçeğini koklayanlar ülkelerinden sürgün edilirmiş...

Diğer adı Nilüfer olan bu çiçek, özgürlüğün simgesidir;
çamurda yetişse de, yaprakları çamurlanmayan, bulunduğu yere kök salmayan lotus çiçeği her biri...

Buluşuverdiler, o çocuklar kuşaklar sonrası ile...

"Biz binlerce macır çocuğuyuz" diyerek.

Çoğunun adlarında göçün izleri ya da koparıldıkları toprağın kokusu vardır.

Adı: Emin;
Soyadı: Balkan...

BAL-GÖÇ Genel Başkanı Emin Balkan ile çayın deminde, balkanlara uzanıyor sohbetimiz.

"Hedefimiz; Balkan soydaşlarına sosyal dayanışma, yardım, birlik sağlamak. Kültürel değerleri korumak ve yaşatmak. 'Ben macır çocuğuyum' diyenlere ait olma duygusunu yaşatmak "

sözlerini kullanan balkan çocuğu Balkan, BAL-GÖÇ'ün sadece Bulgaristan göçmenlerinin örgütü olmadığını (BUL-GÖÇ) Balkan göçmenlerine ve Balkanlarda yaşayan soydaşlara kucak açtıklarına işaret ediyor.

Üyeleri; Bulgaristan, Makedonya, Bosna, Kosova, Yunanistan'dan... Rumeliler... Bulgaristan göçmeni, Arnavut, Boşnak, Bosnalı, Pomak...

"Hedefimiz, etnik kimlikle önce çıkmak değil... 'Ne mutlu Türküm diyene' diyoruz ; mesajının altını çizen Balkan, yemekte, müzikte, kültürde, dilde, birlik olmak.

Ve de Osmanlı vakfı eserlerini yaşatmak.

Eski rejimler yıkıldı, Balkanlar'da.

Ulusal ve uluslararası boyutlara taşıyacağız, sesimizi' diyor Balkan...
Artık barış havuzundalar...
Bu havuzda kardeşlik, dostluk türkülerini söylemek var. Çok seslilik değil midir renklerin buluşması?
İşte bu nedenledir ki, BAL-GÖÇ'ün kongresinde, şimdiye dek görülmedik bir taban hareketi ile seçim yapılıyor. 20-25 kişiden oluşan muhalif sesler, cılız kalıyor!
Balkan'ın(!) sesini 'şalter' indirerek kesmek isteyenler olsa da...

Soykırımın çocuklarının çocukları buluştu;
kokularda, lezzetlerde, türkülerde...

"Biz binlerce Macır Çocuğuyuz" diyerek.



alıntı:vicdan çayır( eklentiler b.konca)








http://www.timsah.com/Hasan-Yukselir-Bir-Firtina-Tuttu-Bizi/Cdrr0QSQcYX





Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #1 : Haziran 07, 2009, 12:50 »
Biga Pomak Köyleri

Yerli olmayan köyler grubunda ikinci sırada Pomak köyleri gelmektedir. Biga’da toplam 16 tane Pomak köyü vardır. Bunlar Abdiağa, Akkayrak, Arabaalan, Camialan, Çeşmealtı, Elmalı, Harmanlı, Havdan, Ilıcabaşı, Işıkeli (Eşekçi), İlyasalan, İskenderköy, Kapanbelen, Kaynarca, Yeşilköy (Çilingir Mahallesi), Yolindi köyleridir. Bunların dışında Akpınar, Eybekli, Gündoğdu, Sarıkaya, Yeniçiftlik (Belediye) köylerinde de Pomaklar yaşamaktadır.

Pomak köylerinin çoğunluğu o zamanlar Filibe’ye bağlı çeşitli köylerden gelmektedirler. Bu tür Pomaklara “Rodop Pomakları” da denmektedir. Bu köyler genellikle dağlık veya arazisi engebelik bölgelerde kurulmuştur. Biga’daki Pomak köylerinden ikisini (Çeşmealtı ve Yeniçiftlik (kısmen Pomaktır)) kuran aileler, Kuzey Batı Bulgaristan’dan gelmektedir. Çeşmealtı köyünü kuranlar Botevgrad (Orhaniye), Yeniçiftlik köyünü kuranlar Rahova’ya bağlı Belaslatina köyünden gelmektedir. Bunlara “Lofça Pomakları” da denmektedir[9]. Çeşmealtı ovada kurulmuştur. Yeniçiftlik köyünün arazisinin büyük çoğunluğu oldukça düz bir arazidir.


ABDİAĞA: Pomak, 1891, Bulgaristan, Filibe, Rahova.
AKKAYRAK: Pomak, 1904, Bulgaristan, Filibe, Tomraç ve Küçükköy.
ARABAALAN: Pomak, 1885, Bulgaristan, Filibe, Lakavitsa.
BİGA: Yerli + Muhacir + Pomak + Çerkez + Kumuk + Çeçen + Mubadele Muhaciri + Çingene, vd.
CAMİALAN: Pomak, 1900, Bulgaristan, Filibe, Daudvu, Kuruşu ve Drievu.
ÇEŞMEALTI: Pomak, 1878, Bulgaristan, Botevgrad, Orhaniye.
ELMALI: Pomak, 1882, Bulgaristan, Filibe, Bukova, Rakovutsa, Drenova.
EYBEKLİ: Yörük, 1731 + Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Rubcuz, 1878, + Muhacir, Bulg. Lofça
GÜNDOĞDU (Karantı): Pomak, 1883, + Muhacir, 1883, Bulgaristan, Filibe, Evciler, +Şumnu Terbi Köy, Karlıova,
HARMANLI (Fiilik): Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Dervisova.+
HAVDAN: Pomak, 1881, Bulgaristan Filibe, Poyna, Dravna, Bukfu.
ILICABAŞI: Pomak, 1893, Bulgaristan, Filibe, Lakaviça, Corgan, Tafrişna.
IŞIKELİ (Eşekçi): Pomak, 1896, Bulgaristan, Filibe, Lokavitsa.
İLYASALAN: Pomak, 1911, Bulgaristan, Filibe, Tomraç ve Küçükköy.
İSKENDERKÖY: Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Drenova,
KAPANBELEN: Pomak, 1869, 1877, Bulgaristan, Filibe, Dobrulu Köyü
KARAAĞAÇ: Muhacir, 1878, Bulgaristan, Razgrad, Karaağaç Köyü.
KAYNARCA: Pomak, 1896, Bulgaristan, Filibe, Çatrak, Direnova, Steminak, Çurkuvu ve Sriyavu.
YOLİNDİ: Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Naresçan,
YENİÇİFTLİK (Belediye): Pomak+Muhacir, 1895, Bulgaristan, Belaslatina, Lofça, Bejanova, Palamarsa, Köklüce, vs.

Pomaklar, kendisine Pomakça denen bir dil konuşmaktadırlar. Bu dil, tamamıyla Türkçe’den farklıdır ve büyük ölçüde Bulgarca’ya benzemektedir. Bununla birlikte Pomaklar genellikle Türkçe de bilirler. Eski zamanlarda Pomak kadınlarının Türkçe bilmedikleri söylenir. Günümüzde Pomakçanın Türkçe karşısında gerilediği bir gerçektir. Karma Pomak köylerinde (örneğin Yeniçiftlik’te) Pomakça konuşan kimse kalmamıştır.

Pomak köylerinin göç ediş ve kuruluş hikayeleri muhacir köylerinin göç ediş ve kuruluş hikayelerine tamamıyla benzemektedir


http://www.bigabiga.com/index.php?topic=301.0

Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #2 : Haziran 07, 2009, 22:31 »
Balkanlar'dan ilk göçler Sırbistan'dan başladı

Balkanlardan Anadolu;ya göçün ilk dönemi, 1804 yılında Sırp isyanı ile başladı. 1804'te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire'ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç etti. 1826'da yapılan Akkerman Antlaşması ile 150 bin Türk, Sırbistan'dan göç etmek zorunda kaldı. 1867 yılında Sırpların zulmünden kaçan 150 bin civarında Boşnak da Türklerle birlikte Anadolu;ya göç etti. Yine 1908-23 yılları arasında 300 bin, 1923–33 yılları arasında da 350 bin Türk Sırbistan'dan göç etti. Göç edenlerin bir kısmı ise yollarda hastalık ve açlıktan öldü
Yunanistan'dan göçler

Yunanistan'dan Türkiye'ye ilk göçler 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı.
Avrupa'dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora'da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladı ve 32 bin Müslüman Türkü öldürdü. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile 1826 yılında bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan'dan çıkarma kararı alındı. Bu kararla birlikte Türkler yüzyıllarca yaşadıkları coğrafyadan sürgün edilmeye başlandı.

Mora'nın ardından Girit'te de 1864 yılında Rumların sivil Türk halkına karşı katliamlara girişmesi üzerine, bu bölgeden Anadolu'ya ve İstanbul'a 60 bin kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da Yunanistan'daki Türklerden bir kısmı, Anadolu'ya kaçmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı'nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadelede ise Türkiye'ye 1923-1933 yılları arasında 384 bin kişi geldi.

Yunanistan'dan göçler, 1934-1960 arasında da devam etti. Bu tarihlerde 23 bin 788 kişi Türkiye'ye geldi. 1960-1970 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan'dan Türkiye'ye yerleşti.

Balkanlar'dan ilk göçler Sırbistan'dan başladı,adlı yazım asagıdaki link ten alıntıdır.

http://www.rumelidernegi.org/?sf=icerik&makaleid=1643&ktg=329&mad=BALKANLARDAN%20KAFKASLARDAN%20G%C3%96%C3%87LER

Çevrimdışı bello

  • Adviser
  • ****
  • İleti: 590
  • Total likes: 0
  • Cinsiyet: Bay
  • Göçler, göçler, göçler...
Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #3 : Haziran 07, 2009, 22:38 »
Bizlere kapılarını sonunakadar açan bu vatana hakkını nasıl ödeyebilirizki?

Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #4 : Haziran 07, 2009, 22:46 »
Tekirdağ/malkarada  Pomak Türkleri ve Balkan Muhacirleri
Unutulmaması gereken bir husus vardır ki Türkler Balkanlara ve Avrupa’ya Osmanlı devleti zamanından çok önce gelmişler ve buraları yurt edinmişlerdir. Bunlara örnek olarak 5. yüzyılda Batı Hunları, 9–11. yüzyılda Uzlar, Peçenekler, Bulgarlar, Kumanlar, Gagavuzlar sayılabilir.
Bu guruplar büyük ölçüde asimile olmuşlarsa da bazıları kimliklerini koruyabilmişlerdir. Bu guruplar Osmanlıya katılmışlardır.
Trakya ve Balkanlarda Müslümanların oluşumu Selçuklu döneminde başlamıştır. Özellikle Ü. Keykubat döneminde Bizans ile iyi ilişkiler kurulmuş ve Dobruca bölgesine Sarı Saltuklu Türkmenleri yerleştirilmişlerdir.
Balkanlara en büyük Türk yerleşimi Fatih Sultan Mehmet zamanında olmuştur. Bu Balkanlardaki Türk yerleşimleri Osmanlı Mufassal Defterleri’ndeki kayıtlarda mevcuttur. Bu kayıtlarda köy isimleri de bulunmaktadır.
Bugün Türkiye’de ‘muhacir’ ya da ‘göçmen’ olarak adlandırılan vatandaşlar işte bu Balkanlara yerleştirilen Türklerin torunlarıdır.
Osmanlı devletinin asimile politikası uygulamaması, zor kullanmaması, halkın dinini, malını, canını, namusunu güvence altına alması gibi nedenlerle Balkanlardaki halkın huzur içinde yaşamasını sağlamıştır. Bu yüzden göç eden Türkler kırsal kesime yerleştirilmiş, kentlerde yönetici zümre ya da askerler dışında çok az sayıda Türk iskân edebilmiştir.
Fransız ihtilali sonucunda ortaya çıkan Milliyetçilik akımı 1800 lerden itibaren Balkanları ateşe vermiştir. Bunun sonucunda Yunanistan, Eflak-Boğdan, Sırbistan, Bulgaristan ve Arnavutluk peş peşe bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.
1800 lü yıllardan itibaren Balkan Türkleri için çileli bir dönem başlamıştır. Anadolu’ya ve Trakya’nın iç kesimlerine göçler başlamıştır.
Balkan Türkleri soykırıma uğramışlar, işkence, etnik ayırımcılık ve göçe zorlama sonucu Türkiye’ye göç etmeye başlamışlardır.
Pomak Türklerinin ataları olan Kıpçakların (Kumanlar) XI. Yüzyılda Balkanlar’a geldikleri, İslamiyet’i benimsedikleri, Osmanlı Türkleri ile kaynaştıkları bilinen bir gerçektir. Kıpçaklar X. Yüzyılda batıda Özü Nehri, doğuda İrtiş Nehri, güneyde Kırım Yarımadası, kuzeyde Kazan şehrine kadar uzanan “Deşt-i Kıpçak” adıyla anılan yerlerde birçok Türk boyunu içine alan büyük bir kavmi birlik teşkil etmişlerdir. XI. Yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlar’ın içlerine, Kuzey Bulgaristan’ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine daha sonra Rodoplar ve Makedonya’nın doğu kısımlarına doğru inmişlerdir.
Pomak ismi XIV. asırda Anadolu’dan Balkanlar’a gelen soydaşlarına maddi manevi yönden büyük destek sağlayan ve Osmanlı ordusunun “öncü”, “ardcı” ve “ileri” keşif kollarında aktif görev yapan Kumanlara “yardım eden”, “yardımcı” anlamını ifade etmek üzere Slavlar tarafından verildiği sanılmaktadır. Nitekim bu kelimenin, Slavca “Pomaga”, “Pomagaec” yani “yardım eden”, “işbirlikçi” anlamında olan kelimelerden türeyerek zamanla “Pomak” halini aldığına dair görüşler yaygındır. Demek ki Pomak kelimesi sanıldığı gibi bir kavim adı değildir. Kuman Türklerinin Osmanlı soydaşlarına yardım etmelerinden dolayı, bu hareketlerini ifade etmek üzere Slavlarca kullanılan bir sıfattır.
Pomak soydaşlarımıza Yunanistan ve Bulgaristan devletleri çeşitli asimile ve yok etme politikaları uygulamaktadır. Pomak Türklerinin Türk olmadığı, Müslümanlaştırılmış Bulgarlar ya da Müslümanlaştırılmış Yunanlar gibi asılsız iddialar ortaya atılmaktadır.
Osmanlı Devletinin altı yüzyıla yakın bir süre devam eden idaresi esnasında Balkanlarda istikrar, yüksek refah seviyesi ve asayiş sağlanmıştır. Osmanlı devletinin Balkanlardaki hâkimiyeti öncelikle 93 Harbi ve sonradan 1912–1913 Balkan Savaşları mağlubiyetleri ile sona ermiştir. Böylece işgal edilen Osmanlı topraklarındaki Türkler yüzlerce yıllık vatanlarında esarete düşmüşlerdir. Balkan devletleri uyguladıkları soykırım ve asimilasyon politikalarının yanı sıra Türkleri tedrici olarak göçe zorlamışlardır.
Bu çeşitli baskılar sonunda soydaşlarımızın bir kısmı Türkiye’ye göç etmiş bir kısmı da halen oralarda yaşamaktadır.
Sonuç itibarı ile göç eden ya da ettirilen Pomak Türkleri ve Balkan Muhacirleri Malkara ve çevresine yerleşmişlerdir. Günümüzde birçok köyde ve Malkara ilçe merkezinde ikamet eden Pomak Türkü bulunmaktadır.

http://www.forummalkara.net/wbb/print.php?threadid=27&page=1&sid=ee7382e01a7a52e83a97b2f0475584fd

Çevrimdışı plevnepomak

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #5 : Haziran 07, 2009, 23:20 »
Bundan sonraki alıntı yazılara Dikkat edin Lütfen!Yorumsuz!

Çevrimdışı plevnepomak

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #6 : Haziran 07, 2009, 23:21 »
Türk Dünyası çocuklarıyla

Sayın okurlarım, bugünlerde hepimizin içinde yaşadığımız ve bizlere yakışan ve yakışmayan iki sosyal olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Son günlerde gerçekleştirilen çocuk şölenlerinden söz edeceğim.


Birincisi `Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı`nın 15 yıldan beri tertiplediği Türk Dünyası Çocuk Şölenleri, ikincisi de `Uluslararası Türkçe Öğretim Derneği TÜRKÇEDER`in 7 yıldan beri tertiplediği Uluslararası Türkçe Olimpiyatları ile ilgili.


Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı`nın şölenlerine kırka yakın Türk boylarından eğitim grupları katıldı ve okul mensubu yandaşlarının aile yuvalarında konuk oldular. Türk soylu insanların hasletleri ile kucaklaştılar.


Azerbaycan-KKTC-Türkmenistan-Kazakistan-Özbekistan-Çuvaşistan-Başkurdistan-Tataristan-Saha(Yakutistan)-Altay-Karay(Polonya)-Balkar-Nogay-Karaçay-Kumuk-Kırım-Şor-Telesit-Gagauz-Hakaseli-Tuva-Bulgaristan-Kuman(Pomak)-Makedonya-Kosova-İran-Suriye-Irak-Batı Trakya-Doğu Türkistan-Afganistan-Romanya ve Terekeme(Kara papak) Türklerinden oluşan Türk soylu topluluklar katıldı.


Uluslararası Türkçe Öğretim Derneği`nin `Uluslararası Türkçe Olimpiyatları`na ise, beş kıtadaki her millet soyuna mensup 115 ülkeden gelen her çeşit soydan 700 öğrenci, öğretmenleri ile birlikte 915 kişi katıldı. Kızılcıhamam`ın Asya Termal Tesislerindeki turistik otellerde konaklandılar.


Türkçe Olimpiyatlarının açılış törenleri Kızılcahamam`ın Asya Termal Tesislerinde yapıldı ve Samanyolu Koleji öğrencilerinin gösterileri ile başladı. Kazakistan folklor gösterileri sunuldu, Türkmenistanlı Aziz uzun hava okudu. Rusya`dan Luiza Bektemirma ve Tacikistan`dan Parviz Hoşimov şiir okudular, Nijerya`dan Nadia, Belarus`dan Enna Voitovcih ve Sırbistan`dan Nikab Maystorine şarkı seslendirdiler. Gösterileri birçok AKP`li milletvekilleri ile Devlet Bakanı Egemen Bağış da izlediler. Her ulusa mensup öğrencilerden bir grup, milli kıyafetleri ile M. Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu`yu ziyaret ettiler. Mayıs ayının son iki gününde Ankara`nın Altınpark`ında binlerce kişinin izlediği `Kültür Şöleni` düzenlendi. Olimpiyatların final törenleri ise 6 Haziran Cumartesi günü ASKİ tesislerinde gerçekleştirilecek.


Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından, Türk soylu toplulukların iştirakleri ile 1 Haziran Pazartesi günü Kadıköy`de `Türk Dünyası Şölen Yürüyüşü` tertiplendi. Söğütlüçeşme caddesinden yürüyerek İskele Meydanı`na ulaşan 40 ayrı Türk grubunun çocukları Atatürk`ün anıtına çelenk koydular, yöresel kıyafetleri ile yaptıkları folklor gösterileriyle de halkın büyük beğenisini topladılar. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Turan Yazgan, şölenle ilgili çok güzel ve heyecanlı bir konuşma ile Türk Dünyası mensuplarına teşekkürlerini sundu.


Dünkü 3 Haziran Çarşamba günü de, Ali Sami Yen Stadyumundaki büyük şölende, Türk Dünyası Çocukları tarafından yapılan yöre oyunları, İstanbul halkı tarafından doya doya seyredildi.


Bugün de saat 20.00`de Cemal Reşit Rey Konser ve Kongre Salonu`nda, Türk Dünyasının 40 ayrı bölgesinden gelen öğrenci grupları arasından seçilmiş çocuklarımızın `Ses Yarışması` yapılacaktır. Ve bize yakışan uygulamalar doya doya seyredilecektir.


Tanrı Türk`ü Korusun.

 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=8728

Çevrimdışı plevnepomak

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #7 : Haziran 07, 2009, 23:23 »
Atatürk ‘Kuman’ Türkü’dür

Gazeteci-Yazar Rıza Zelyut, “Türk Kimliği” kitabında Atatürk’ü Türk’e benzetemeyenlere kanıtlarıyla cevap verdi: “Atatürk Kuman Türkü’dür

GÜNEŞ gazetesi’nin usta yazarı Rıza Zelyut, son kitabı “Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği”nde belgeleriyle ilginç verilere yer veriyor. Dünya üzerinde tarih boyunca 3 Türk tipi olduğunu söyleyen Zelyut, Atatürk’ü Türk’e benzetemeyen bazı hainlere güzel bir ders veriyor. Ünlü Yazar; Ulu Önder’in Kuman Türk’ü olduğunu belirterek söyleşimizde bu üç Türk tipiyle ilgili detayları açıkladı. Zelyut ayrıca, Doğu’da terör örgütü PKK’nın Türk gençlerini şuur yıkamayla “Kürt” kimliği altında göstermeye çalıştıklarına da dikkat çekti. İşte Yazar Rıza Zelyut ile söyleşimizin bugünkü bölümü:


Siz kitabınızda Mustafa Kemal Atatürk’ün Kuman Türk’ü olduğunu belirtiyorsunuz?


Evet! Atatürk, tam bir Kuman Türkü’dür. Onun doğup yetiştiği bölge, Kuman Türkleri’nin at oynattıkları ve yüzlerce yıl egemen oldukları bölgedir. Zaten Kemal Atatürk’ün tipi de Kuman tipi ile tam uyuşmaktadır. Atatürk’ü Türk gibi göremeyenler veya Türk’e benzetemeyenler, binlerce yıl derinlere giden Türk tarihini bilmeyen, cahil ve önyargılı kesimdir.


Sarı Uygurlar, özbeöz Türk


Peki Kuman Türkleri’nin özellikleri nelerdir?


Hunlar’dan ve Göktürkler’den sonra başka Türk kavimleri de Avrupa’da yerleşerek buranın tarihinde önemli roller oynadılar. Bu boylardan birisi de Kumanlar idi. Macar tarihçi Laszlo Rasonyi, Kumanlar ile ilgili bilgiyi tarihçi Karoly Czegledy’den aktarırken, onun da Marquart’ın derlemelerinden ve Mervizi’nin Tabayi’ül Hayvan adlı eserinden faydalandığını vurgulamaktadır. Kumanlar’la ilgili ayrıntıları onun kaleminden aktaralım: ‘10. yüzyılda Etil(İtil) nehrinden batıda Peçenek kabile ittifakı, ondan doğuda Sırderya ve İrtiş orta akımına kadar ise Oğuzlar; (Oğuzlar’ın) kuzeyindeki Kıpçaklar, kuzeydoğusundaki Kimekler yaşadılar. Üç kavmin sınırı, Sırderya’nın orta akımı kıyısında buluşuyordu. Oğuzlar’ın doğusunda Isıg Gölü yönünde, Oğuzlar’ın artık Müslüman olmuş kısmı, yani Türkmenler ve Karluklar oturuyorlardı.Daha doğuda Kaşgar bölgesinde Karahanlı Devleti; daha uzakta Nan-şan çevresinde Sarı Uygurlar ve nihayet Hoang-ho’nun büyük dirseğinin ötesinde, daha çok başka kavimlerle yaşamış olarak Hunlar yaşadılar. Mervizi “Sarı” kavminden bahseder. Bunların 293 Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği toprakları hemen hemen Sarı Uygurlar’ın toprakları ile aynıdır. Sarı Uygurlar’ın meydana gelişlerinde 850 civarında Nan-şan çevresine göç ettiklerini varsayabiliriz. Çin kaynakları, onları, Sarışın Uygurlar olarak tanır. Kumanlar İdil-Ural boylarındaki birçok Türk kabilesi ile kaynaşmış ve değişik etnik adlarla Bulgarların bünyesine karışmışlardır. İdil-Ural bölgesinde saf Kuman adına rastlanmaz ve belki de buralarda Kuman’ın sinonimi olarak gözüken Kıpçak adıyla yaşıyorlardı.


Kumanlar’ın devamı Yörükler


Kumanlar’ın tipi, Avrupalı’ya benzer mi?


Bulgar Türkleri’nin bir parçası olan ve Kumanlar ve devamı Kıpçaklar, Avrupalı’nın gözünde sarı insandır, ama Avrupa tipinden biraz daha farklıdır. Bu tip insanları bugün Anadolu’daki Yörükler arasında bol miktarda görmekteyiz. Mavi gözlü sarı, orta boylu, sağlam yapılı bu Yörük tipi, Kumanlar’ın Anadolu’da devam eden ardıllarıdır.


Tarihte kaç Türk tipi karşımıza çıkıyor?


3 Türk tipi vardır. Bunlar, Açina (Asena) denilen Türkler, Oğuz(Uz) Türkleri ve Kumanlar (Sarı Türkler)’dir. Açinalar, Moğol değil, Türk etnik kümesinden bir halktır. Ayrıca daha sonra aktaracağımız o dönemdeki Çin belgeleri de Açinalar’ı Hun (Hyung-nu) kabul etmektedir. Prof. Gumilev’in kendisinin de aktardığı başka bilgiye göre; Türkler (Açina) kendilerini bir Hun beyi ile dişi kurdun birleşmesinden doğan millet olarak kabul etmişlerdir. Türkler; mitolojik olarak bile, en eskiden beri kendilerini Hun soylu kabul etmişler; bunu içselleştirmişlerdir. Bu etki o kadar uzun sürmüştür ki Türkler’in Batı’daki büyük kollarından birisi olan Guz hakanları da kendilerini Hün (Hun) padişahı olarak göstermişlerdir. Büyük Selçuklu Devletini imparatorluğa dönüştüren Tuğrul Bey, 1043’te Halife Kaim’e gönderdiği mektupta ‘Ben hür insanların evladıyım ve Hünler’in kral hanedanına mensubum.” diyerek bunu açıkça vurgular. Batı Oğuzları(Guzlar), hele hele Selçuklular; bu ilkeye uyup, bugün ‘sosyal devlet” dediğimiz devlet modelinin ilk örneklerini yaratmışlardır. Devletin halkı korumayı hedefleyen, sosyal adalete dikkat eden yapıda oluşması batı Türklerinin son imparatorluğu Osmanlı Devleti’nde de kurucu, yükseltici dinamik olmuştur.


Kürtçüler, AKP’liler ve 2’nci Cumhuriyetçiler bana düşman olacak


Kitabınıza tepkiler sizce nasıl olacak?


Olacaktır tabii. Türk’ün Türk’e propagandası olmasın diye yabancı kaynaklardan yola çıkarak derledim. Türk yazarlarını bilinçli olarak almadım. Atatürk’ün 1930’lardaki Türk Tarih Tezi kuramı vardır. Büyük Rus Tarihçileri, bu tezin doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Atatürk’ün böylece bir deha olduğunu anlıyoruz. Kitabımda bu kuramdan hiç söz etmedim. Ama ortaya çıkan tarihi gerçekler, Ulu Önder’i doğrulamaktadır. Atatürk’e karşı yürütülen mücadele, aslında Türk kimliğine ve cumhuriyetine karşı yürütülen bir mücadeledir. Bana Kürtçüler, AKP hükümetine destek olan Fethullahçılar, ikinci cumhuriyetçiler düşman olacaklar. Çünkü bunların ipliğini pazara çıkarıyorum. Bunlar, daha Türk’ün ne olduğunu bilmiyorlar. Türk’ü basit bir kabile ile eşit duruma getirecek kadar tarih biliminden habersiz insanlardır. Onlara çağrıda bulunuyorum. Kitabımı alsınlar, benim dile getirdiğim bilgileri okusunlar. Türk tarihçileri bıraksınlar. Onlar da bir nokta kadar bilim namusu varsa, kitabımda bahsettiğim kaynaklardan bir şeyler öğrensinler. Biz haini bol bir milletiz!


Tuncelililer Türk’tür


Siz ayrıca Tunceli başta olmak üzere Doğu Anadolu’da yaşayan halkımızın da Türk olduğunu eserinizde belirtiyorsunuz.


Tunceli’de yaşayan Aleviler-özellikle de gençleri- kendilerini Kürt görmeye çalışıyor. Ama Tunceli inanç biçimi, Hun Türkleriyle aynı olduğu görüyoruz. Hun kültürünün Tunceli kültürüyle birebir uyuştuğunu ortaya koyduk. Demekki Tunceli’de bugün kendini Kürt sananlar, daha sonra PKK’nın etkisine girmiş olan gençlerden ibarettir. Zaten oraların yaşlıları da “Biz Türk’üz. Asyadan geldik” diyorlar. Kuzey Karadeniz’deki Hun boyu, Ağaçeriler, 406 yılı itibariyle Kafkaslar’ı aşarak Suriye’ye kadar hakim olmuşlar. Bizanslı, ittifak etmiş Perslerle savaşmışlar, Bizans Devleti de onlara Anadolu’da değişik noktalara yerleşmelerine izin vermişlerdir. İşte Ağaçeri dediğimiz sonraki adı Tahtacılar, Hunların torunlarıdır. İsimleri ortada, tespit ettim.

2007-12-16 HO Tercüman http://www.tercuman.com




Çevrimdışı daylek

  • Adviser
  • ****
  • İleti: 551
  • Total likes: 0
  • Cinsiyet: Bayan
  • pomakinka gorda sam jena... SorguluYorum
Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #8 : Haziran 08, 2009, 09:46 »
Ya olsun tamam hadi dünyada ki bütün insanlar Türk Olsun!
İtiraz etmiyorum kimseye ama bıraksınlar herkese "şöyle konuşacaksın böyle giyineceksin bilmem ne edeceksin" demeyi! madem bir sürü topluluk Türk ve kardeş, zararı yoktur sanırım bu insanların kültürünü yaşamasının...

Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #9 : Haziran 08, 2009, 19:03 »
biga ile ilgili yazılarımı alıntıdır aşagıda linki verilmiştir tüm üyelerin bilgisine ...
http://www.bigabiga.com/index.php?topic=301.0
Balkanlar'dan ilk göçler Sırbistan'dan başladı,adlı yazım asagıdaki link ten alıntıdır.

http://www.rumelidernegi.org/?sf=icerik&makaleid=1643&ktg=329&mad=BALKANLARDAN%20KAFKASLARDAN%20G%C3%96%C3%87LER................
zaten mimlenmişim ve sürekli uyarı alıyorum ne var bende anlamadım yaw bende pomak,ım ama anlamadım anlayamıyorum neden bu kadar dışlanıyor ve eleştiri alıyorum ? her neyse gerekli acıklamayı yapıp  site linklerini verdim umarım oldu :) :) :)

Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #10 : Haziran 09, 2009, 21:04 »
TEKIRDAG TARIHI GENEL BILGILERI


Tekirdag ili cografi konumu dolayısıyla stratejik önem taşıyan, Anadolu ile Balkanlar arasında geçit bölgesi, İstanbul?a yakınlıgı sebebiyle Bogazlar üzerinden geçen Asya ve Avrupa kavimlerinin ilişkileri Tekirdag?ı İstanbul tarihine sıkı sıkıya baglamıştır.İstanbul?un zaman zaman saldırıya ugramasının etkileri ilimizde de görülmüş, topraklarının da verimli olması birçok kavimlerin hakimiyetinde kalmasına sebep olmuştur. Tekirdag İli M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan tarihi boyunca çeşitli uygarlıkların etkisi altında kalmıştır.Bu dönemler içersinde BİSANTHE, RODOSTO, TEKFURDAGI gibi isimler alan Tekirdag?ın İl sınırları içinde tarih öncesi ve tarih çaglarında tam bir kronoloji vermemekle birlikte iskan edilmiş yerler tesbit edilmiştir.Paleolitik ve Neolitik çaglara ait bir yerleşme yeri bulunmayan Tekirdag?da Şarköy İlçesindek Güngörmez ve Güneşkaya Magaraları ile Marmara Ereglisi?ndeki Toptepehöyük?te Kalkolitik Çag buluntularına rastlanmıştır.Tekirdag sahil şeridinde yüzeyde yapılan araştırmalara göre İlk Tunç Çagı?nda yogun olarak yerleşmelerin izine rastlanmıştır. Trakya?da Son Tunç Çagı ile Erken Demir Çagında büyük bir göç dalgası olmuştur.Antik kaynaklar ve arkeolojik bulgular yetersiz kaldıgından bu dönem tam olarak aydınlanamamıştır.

Trakya M.Ö. 7. Yüzyılda Grek kolonilerinin kurulmasıyla ticarete açılmıştır.Bu dönemde Trakya?nın Marmara kıyılarında kentler kurulmuştur.M.Ö. 514-513 yıllarında Pers Kralı Dereus?un İskit Seferi sonrasında Trakya Pers egemenligine girmiştir. Bu egemenlik M.Ö. 478-477? de Atina?nın Pers tehlikesine karşı kurdugu Attik-Delos Deniz Birligi?nin Persleri Trakya?dan temizlemesine kadar devam etmiştir.M.Ö. 342 yılında Makedonya Kralı 2. Philip Trakya?yı topraklarına katarak Odrys Krallıgı?nı kendine baglamış, İskender?in ölümünden sonra Trakya Lysimachos?un egemenligine girmiştir. M.S. 19. Yüzyılda Roma İmparatoru Tiberius?un Trakya?ya bir vali göndermesi ile başlayan gelişmeler, M.S. 46 yılında İmparator Cladius?un Trakya?da Roma Eyaletini kurması ile sonuçlanmıştır.
Trakya uzun yıllar Roma hakimiyetinde kalmıştır. M.S. 395 yılında imparatorlugun ikiye ayrılmasıyla Dogu Roma İmparatorlugu içinde kalan Trakya 1354 yılında Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerin Gelibolu?ya çıkmasıyla Türklerin hakimiyetine girmeye başlamıştır.1356 yılında Şarköy ve Malkara ele geçirilmiş, 1357?de I. Murat Tekirdag ve Çorlu?yu Türk hakimiyetine almıştır. Bu arada Bizanslılar kısa bir süre Tekirdag topraklarını geri almışlarsa da, I. Murat 1363?de buraları yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Balkan Savaşlarında (1912) Bulgar işgaline ugrayan ilimiz toprakları , 1913 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. I. Dünya savaşından sonra Mondros Mütarekesi?nin verdigi imkanlardan faydalanan Yunan kuvvetleri 20 Temmuz 1920?de Tekirdag?ı işgal etmiş ise de 13 Kasım 1922?de Yunan işgali de sona erdirilerek Türk yönetimine geçmiştir. M.Ereglisi 29 Ekimde, Çerkezköy ve Saray İlçeleri 30 Ekimde, Çorlu 1 Kasımda , Muratlı 2 Kasımda, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasımda, Şarköy de 17 Kasım?da düşman işgalinden kurtarılarak Türk yönetimine geçmişlerdir. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu geregince girişilen yeni örgütlenme sırasında Tekirdag il olmuş, ancak; Kurtuluş Savaşının güçleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin ilanından önce 15 Ekim 1923 tarihinde İl merkezi olmuştur. Tekirdagın unutamadıgı mutlu günleri arasında 24 Aralık 1840da Büyük Vatan Şairi Namık Kemalin bu ilde dogması, Çanakkale Destanını yaratan 19. Tümenin Mustafa Kemalin de önderliginde Tekirdagda hazırlanması, 23 Agustos 1928de Atatürkün Harf İnkılabı vesilesiyle Tekirdaga gelip Başögretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunmaktadır
http://www.forumhi.com/yorelerimiz/tekirdag-tarihi-tekirdag-tarihcesi-t3418.0.html

Çevrimdışı merkur

Ynt: Göç hikayesi
« Yanıtla #11 : Haziran 09, 2009, 21:08 »
 BALKANLARIN SESİNİ MECLİS'E GÖNDERİRKEN...
RUMELİ BALKAN FEDERASYONU GENEL BAŞKANI AVUKAT ÖZCAN PEHLİVANOĞLU, BALKAN TÜRKLERİNİN SESİNİ DUYURMAK ÜZERE MECLİS YOLUNDA.
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melal!
Gezdim o yaşta dağları, hülyam içinde lal...
Aldım Rakofça kırlarının hür havasını,
Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını,
Her yaz, şimale doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu.
Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rüyama girdi her gece bir fatihane zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla beraber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı.
Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yar"!
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar,
Gittim o son diyara ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir met zamanı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücudunu zümrütleyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldandı anbean;
Bakam ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan ah o ne coşkun gelişti o! Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hun,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...
Sezdim bir âşinâ gibi, heybetli hüznünü!
Ruhunla karşı karşıya kaldım o met günü,
Şekvanı dinledim, ezeli muztarip deniz!
Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı
Yahya Kemal'in bu şiiri hepimizin yüreğini titretir, fakat ataları Balkan coğrafyasından su içmiş olanları bir başka heyecanlandırır.
Anadolu coğrafyasını yurt edinen Osmanlı'nın yüzü hep Batı'ya dönük olmuştur.
Osmanlı'nın imparatorluğa yürüyüşünde, Balkan topraklarındaki hikayesinin çok önemli rolü olmuştur. Osmanlı, Balkanlarda başarılı olduğu sürece sözünü dinletebilmiş, ayakta kalabilmiş, küresel aktör olabilmiştir.
Osmanlı, Rumeli'ye adım attığı günden itibaren Batılı 'dostların' korkulu rüyası olmuş, Osmanlı'yı geldiği topraklara göndermek için elele verilmiştir.
Bugün üyesi olmak için çırpındığımız coğrafya, bize hiç de yabancı değil. Soykırıma varan baskılara rağmen, Avrupa'nın çok geniş bir bölümünde bizim canlarımız, bizim insanlarımız, bizim kültürümüz, bizim tarihimiz yaşıyor ve yaşatılıyor.
Hep söyledik; yeri geldi, yine söyleyeceğiz: Türkiye'nin güvenlik sınırları siyasi sınırlarının çok ötesinden başlar. Bu nedenle, Balkan coğrafyasına yabancı kalmamız, ilgisiz kalmamız mümkün değildir. Edirne sınırlarının iki yanında, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış yüzbinlerce parçalanmış aile yaşıyor. Edirne sınırının her iki yanındaki bu insanlar, bütün olumsuzluklara rağmen birbirlerine tutunmaya çalışıyor, birbirlerinin dertlerine derman olmaya çalışıyorlar.
Avrupa coğrafyasındaki izlerimiz soykırıma varan katliamlar eşliğinde bir bir silinirken, biz, yalnızca seyrettik; seyrediyoruz. Balkanlar'daki o muhteşem mirasımızı bugün, Osmanlı'nın rolünü çalan Amerika sahiplenmeye çalışıyor. Fakat, yalnızca kendi çıkarlarını ön planda tutan stratejiler uygulamasından dolayı, bu coğrafyaya da mutluluk getiremiyor.
Kültürel mirasımızın bütün canlılığı ile yaşadığı bu coğrafyaya bu denli yabancı kalmamızı anlayabilmek mümkün değil.
Balkan coğrafyasını yurt edinmiş milyonlarca insanımızın uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını korumak, bizim en azından görevimiz değil mi?
1913'de imzalanan İstanbul Anlaşması, Bulgaristan'daki Osmanlı vakıflarını ve vakıf mallarını garantiye almıştır; 1919 'da imzalanan Neulliy Anlaşması, Bulgar Anayasası'nın temelidir ve anayasadaki hükümler bu anlaşma ile çelişkili olamaz; 1925 Ankara Anlaşması da Bulgaristan'daki Türklerin haklarıyla ilgilidir.
Lozan Anlaşması'yla, Batı Trakya ve Yunanistan'da yaşayan Türklerin hakları korumaya alınmıştır.
Peki, Balkan coğrafyasında yaşayan insanlarımız, bu anlaşmalardan ve AB mevzuatından doğan haklardan yararlanabiliyorlar mı?
Ne yazık ki hayır. Ne politikacılarımız ne de medyamız tarihimizin ve kültürümüzün bir parçası olan bu insanların dertlerine yeterince ilgi göstermiyorlar. Uzun zamandır sözü edilen 'Dış Türkler Bakanlığı' bir türlü kurulamadı. Ne doğumuzdaki ne de batımızdaki geçmişimizle elele veremedik. Veremedik, ama mirasımıza sahip çıkmamamızın cezasını çekmediğimiz söylenebilir mi?
BALKAN TÜRKLERİNİN SESİNİ MECLİS'E GÖNDERİRKEN...
Bu seçimlerde, Balkanlarda yaşayan insanlarımızın haklarını savunacak güçlü bir sesi Meclis'e gönderiyoruz. Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Avukat ÖZCAN PEHLİVANOĞLU, MHP'den milletvekili adayı. Pehlivanoğlu'nun dedesi Selanik doğumlu; ailesi anılarını Balkan topraklarında bırakarak Anadolu'ya göç edenlerden. Dede tarafı, 1923'de Lozan Antlaşması sonucunda yapılan mübadeleyle Selanik'ten İzmir Menemen'e göç etmişler. Babaannesi de Midilli Adası'ndan Ayvalık'a çıkmış. Anne tarafı, 93 Harbi'nin ardından Bergama'ya yerleşmişler. Pehlivanoğlu,Menemen'de, mübadele karşılığı verilmiş olan eski bir Rum evinde dünyaya gelmiş.
Pehlivanoğlu'nun tarafı Ananolu'ya göç ederken üçe bölünmüş; bir bölümü Tekirdağ Malkara'ya, bir bölümü İstanbul Tuzla'ya, bir bölümü de İzmir Menemen'e yerleştirilmişler. "Göç bir ailenin yaşayabileceği en ağır travmalardan biridir" diyen Pehlivanoğlu'nun babaannesi, ağabeyi ve ablasıyla 40 yıl sonra buluşabilmiş.
Pehlivanoğlu, vatan bilinen topraklardan kopup gelmenin acısını yaşamış bir ailenin evladı olarak Meclis yolunda. Yıllardan beri, Balkan Türklerinin dertlerini, haklarını her fırsatta, her platformda dile getirmek için üstün bir çaba gösteren Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Avukat Özcan PEHLİVANOĞLU'na başarılar diliyoruz.

mksalli@yahoo.com


 http://www.oncevatan.com.tr/Detay.asp?yazar=3&yz=10559
 
 


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42