Türkçe > Tarih

Patriyotlar

(1/3) > >>

Тоска:
Mübâdil Patriyotlar...
[Târih yazmak, târih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sâdık kalmazsa, değişen hakîkat insanlığı şaşırtacak bir mâhiyet alır. Atatürk]

24 Temmuz 1924 târihli Lozan Antlaşması´nın bir maddesi, Türkiye-Yunanistan arasındaki nüfus değişimini düzenliyordu. Buna göre, Türkiye´deki Ortodoks Hıristiyan Rumlar Yunanistan´a, Yunanistan´daki Türklerin yanında diğer İslâm nüfus da Türkiye´ye göçürüleceklerdi. Nitekim de, anılan göç bu Antlaşma çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkiye´den Yunanistan´a göçen Rumların arasında Türk Ortodoks Hıristiyan Gagavuzlarla, gene Türk Ortodoks Hıristiyan Karamanlılar da bulunmuşlardır. Yunanistan´dan Türkiye´ye yönelen göçün içindeyse, Türklerin yanında Bulgarca konuşan Pomaklar, Romence konuşan Ulahlar, Rumca (Yunanca) konuşan Patriyotlar ve herhâlde kendi dilleriyle konuşan Arnavutlarla Çingeneler de bulunmuşlardır. Bu unsurların, ana dilleri yanında komşu dilleri de bilip konuşmuş olabilecekleri mümkün ve muhtemel ise de, bu husus konumuzun özüne dokunmayacaktır.

Türkiye´nin ve dar anlamda Trakya´nın etnik grupları içinden biri de Patriyotlardır. Trakya´da Çatalca´yla Silivri ve Anadolu´da Ankara, Aydın, Bursa, Eskişehir, İzmir, Manisa ve Niğde´nin merkez ve çevresinde yaşayan Patriyotların ataları Yunanistan´daki Makedonya bölgesi ve Girit´ten göçmüş Rum olup, Osmanlı devrinde Ora´larda İslâm´a girmişlerdir.

Yaşlı-başlı Patriyot göçmenler Türkçe yanında hâlâ da anadilleri Rumcayı (Yunancayı) konuşmaktadırlar. Yakın zamanda öğrenmiş bulunmaktayız ki, gençler içinden de bu dili bilip konuşanlar hiç de az sayıda değildirler! Çünkü, Patriyotlar Türkiye´ye geldikleri sırada henüz Türkçe bilmiyorlardı. Grekçe, Rumca veyâ Yunanca dediğimiz ise onların ana dilleriydi. Daha sonra elbette Türkçe öğrenmiş olmalarına rağmen, eski dillerini kendi aralarında da olsa konuşmalarının gerekçesi tahmin edilebilmektedir. Hâl böyleyken, bâzı Patriyotlar, durduk yere ve neden gerektiyse, kendilerine Türk ırkından kökler aramaktadırlar!

Oysa, Atatürk kısa ve veciz bir cümleyle bunu esastan çözmüş bulunmaktadır: Ne mutlu, Türküm diyene! demiştir. Bu demektir ki, senin kökenin her ne olursa olsun, bu ülkede yaşıyor ve Türklüğü de benimsiyorsan, ne mutlu! Çünkü, Atatürk mensubu olduğu Türk ırkını ne kadar seviyorsa da, diğer etnik unsurları da bağrına basan bir anlayıştaydı. Onlar yeter ki, Türklüğü benimseyip Türkiye´yi sevsinlerdi. Yâni O, bir milliyetçi ve fakat ırkçı değildi.
Kaldı ki, Ülkemizde meselâ Arnavut aslından olmakla Adanalı olmak veyâ Abaza olmakla Ankaralı olmak, Anayasa şemsiyesi altında, hukuk ve siyâset temelinde eşittirler. Meğer ki, vatanın menfaati karşısında suç işlememiş olsun! Yeter ki, vatana ihânet etmemiş olsun!

Patriyotların, Anadolu´da ne kadar tanınmakta olduklarını bilmiyoruz. Trakya´ya gelince, yaşadıkları muhitten uzaklaştıkça daha az tanınmaktadırlar. Şu var ki, onları tanıyan herkes, haklarında yeteri kadar da bir bilgiye sâhiptirler. Durumlarının diğer gruplar karşısında nispeten orijinal olması, bu tanınmışlığı bir bakıma kolay kılmaktadır.

Patriyotların geçmişinde Tepedelenli Ali Paşa´nın büyük rolü olduğu söylenir. Nitekim târih kayıtlarına da bakılırsa bu husus pekâlâ da mümkün görünmektedir. Şöyle ki: Anılan Ali Paşa 1744´te Arnavutluk-Tepedelen´de doğmuş olup, 1822´de de Osmanlı ordusunca Yanya´da öldürülmüştür. Kendisi, görevde olduğu Yanya´yla bunun çevresinde âdetâ devlet içinde devlet gibi hüküm sürmüştür. İcraatının önemli biri, Yanya dolayındaki Suli denen kasabanın Suliot "Sulyot" adındaki Rum sâkinlerini yok etmesidir. Burada yok edilmekten kasıt, elebaşlarının öldürülüp diğerlerinin İslâm´a sokulmaları anlamına gelse gerektir. Yoksa, bütün bir toplumunun çoluk-çocuk denmeden katledilmiş olmaları aslâ söz konusu olmamalıdır! Olay, Batı dünyâsında tam bir katliam olarak görülerek, bunun yağlı boya tabloları bile yapılmıştır. Hâl böyleyken, bunları ressamın, konunun câzibesine kapılarak hayâl gücünü çalıştırmasına bağlamalıyız.

Ancak... Ali Paşa husûsunda şöyle bir kopukluk hemen dikkati çekmektedir: Patriyotların Türkiye´ye göçtükleri Grabene, Kozani, Nasliç, Serez başka yerlerdir, Suli gene başkadır. Gerçi, bunların hepsi de, Kuzey-batı Yunanistan ve Makedonya´da birbirlerine yakın, hattâ bitişiktirler. Bizim bilgi birikimimiz bu noktayı izah için yeterli olmamaktadır. Bunun için çok daha derin araştırma gerekecektir.

Patriyotlara ilişkin olarak şu hikâye de anlatılıyor: Osmanlılar Balkan savaşında yenilip geri çekilirlerken, Grabene şehri Yüzbaşı Bekir Fikri komutası altında iki yıl daha direnmişmiş! İşte bu yüzden, bunlara vatansever anlamında "Patriyot" denmişmiş! Kendilerinin anlattıkları ve gene kendilerinin dinledikleri bu hikâyenin, Patriyotlardaki yersiz ve gereksiz "Türk ırkı" kaygılarından doğduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, vatansever anlamıyla bilinen Patriyot sözü aslında Yunancadır. Fransızcayla İngilizceye buradan geçmiştir. Vatansever anlamının yanında bir de vatandaş ve hemşehrî demektir. Bizim Patriyotlarımız herkesten daha çok vatansever olabilir, bu Ülke´yi de herkesten daha çok sevebilirler. Buna da bir îtirâzımız olamaz. Ancak onların Makedonya´daki Patriyot adlarının anlamı, sâdece vatandaş ve hemşehrîdir! Kendilerine, Ora´da vatansever denmesi için hiçbir sebep yoktur! Bunu diyecek kimse de yoktur! Böyle bir olay eğer gerçekten yaşanmış olsaydı, olayın kahramanları Türkler idiyseler, vatansever diyecekler de Türkler olacaklardı. Hem de bunu Türkçe söyleyeceklerdi ve de vatansever değil, o günkü dil ile vatanperver diyeceklerdi! Oysa kelime Yunancadır! Kaldı ki, hiçbir târih kaydında, böyle Bekir Sıtkı diye bir hikâye anlatılmamaktadır. Ora´da, Türklerle Grekler (Yunanlılar) arasında 1897´de yaşanmış ünlü bir Dömeke Savaşı vardır ki, bunu da zâten Türkler kazanmışlardır! O zaman Grekleri elimizden alan ancak Avrupalılar olmuşlardır!

Ayrıca, Grabeneli Patriyotların hikâyeleri var sayalım ki gerçek olsun. Öyleyse, Kozani, Nasliç ve Serez´den göçen Patriyotlar nasıl vatansever olmuşlardır? Neden, onlara da aynen Grabeneliler gibi Patriyot denmiştir!? Burada, bir de Giritli Patriyotlar hatırlanmalıdırlar! Onların da mı birer Bekir Fikri´leri olmuştur! İşte bunlar, durduk yerde bir takım arayışlara girmiş Patriyotları zorda bırakacak cevapsız sorulardır! Türk ırkı peşine düşen o bir takım Patriyotlar, şu husûsu hatırlarından hiç çıkarmamalıdırlar: Osmanlılar Rumeli´ni fethettikten sonra, Bura´yı Türkleştirmek için ve bir plan çerçevesinde Anadolu, Sûriye ve Kırım´dan Türk nüfus göçürmüşlerdir. Yâni, bu o gün için bilinçli ve tutarlı bir politikadır. Pekiyi, "biz ırken de Türküz" diyen Patriyotların Türkçe konuşmamalarına ne demelidir? Rumeli´ni Türkleştirecekleri yerde, Ora´da kendi kimlikleri ve dillerini mi kaybetmişlerdir!? Kendisine asimilasyon gibi belli bir görev biçilen ve üstelik hâkim bir Türk unsur, kültürünü kaybedip alt statüdeki astların dilini konuşmuştur, öyle mi!? Olacak şey midir bu!?

Öyle anlaşılıyor ki, Yunan Makedonya´sında ve hattâ Girit’te, Ora´nın İslâm´a girmiş yerlilerini anlatabilmek için, hemşehrî vatandaş veyâ yerli anlamında Patriyot denmiştir. Kendileri İslâma girmiş olmak sebebiyle Türkiye´ye göçerlerken; Türk, Arnavut, Pomak, Ulah, Çingene olarak bir adın sâhibi olmadıklarından, hâliyle Patriyot diye anılmışlardır. Çünkü, onları anlatacak etnik isim artık budur.

Bu konunun bir yanı da şurasıdır: Patriyotların bizzat kendileri, Makedonya´nın Grabene, Kozani, Nasliç ve Serez bölgelerinden geldiklerini ifâde etmektedirler. Oysa, bu târihlerde, yâni Patriyotların Türkiye´ye göçünden hemen önce yoğun yaşadıkları Grabene´de Türk nüfus sıfırdır! Eldeki târih belgelerine göre, Bura ve Bura´nın geniş çevresi halkı, tamamıyla Grek ve Ulah nüfusundan ibârettir. Nasliç keza tamâmen Greklerle meskûn iken, Serez Bulgar ve Greklerin yanındaki bir avuç Türk nüfusu barındırmaktadır! Hattâ, bunun yanında Yanya gibi yerler dahi Grekler, Arnavutlar ve Ulahlarla meskûndurlar. Lozan Antlaşmasının ırk ve millet değil, din esâsına dayalı olduğu hususu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu demektir ki, Yunanistan göçmenleri arasında Türklerin yanında, İslâm´ı seçmekle Türkleşenler de bulunmaktadırlar. Yunanistan göçmenlerinin bir kısmı, Anadolu´dan göçen Yörük ve diğer bir kısmı da Kırım´dan göçen Tatar Türkleridirler. Kökenleri tam bilinemeyen Konyarlar ise, Türk aslından olmalarına rağmen, Makedonya´ya nereden geldikleri belirsizdir. Konya´dan olabilecekleri gibi, Tatarlardan önce Kırım dolayından da göçmüş olabileceklerdir. Diğer yandan, Makedonya´da yaşadıkları yerde bir şekilde İslam´a giren bir çok cemaatler da bulunmuşlardır. İşte... Lozan Antlaşmasında anılan Türkler dışındaki Müslümanlar bunlardır. Her mübâdil göçmen, "Atalarım Konya´dan göçmüş, ırkım da Türktür." diyecek olursa, Lozan Antlaşmasında anılan Türk olmayan İslâm unsurlar kimlerdir!?. diye bir soru karşımıza çıkacaktır!

Ayrıca, hemen bütün Balkan göçmenleri "benim aslım Konya´dan göçmüş Türktür" demektedirler. Bu Konya takıntısı da yanlıştır. Rumeli´ye göçlerin merkezi sâdece bir Konya olmayıp, neredeyse bin yerdir! Bunu, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri bilgilerine dayanarak ifâde etmekteyiz. İşte bu kadar geniş bir alandan Rumeli´ye göçülmüştür. Anadolu ve Suriye´den Yörükler göçerlerken, Kırım dolayından da Tatarlar gelmişler ve Rumeli´nde birlikte harman olmuşlardır.

Şimdi, Makedonya etnik İslâm gruplarının İngilizce kaynaklardan sağladığımız nüfuslarını verelim: Yaklaşık ve yuvarlak rakamlarla; 500 bin Türk, 150 bin Pomak, 110 bin Arnavut, 15 bin Roma (acaba Çingeneler mi?), 14 bin Grek yâni Yunanlı (yâni Patriyot) ve 3 bin Ulah yâni Romen. Öyle sanıyoruz ki, bu 3 bin Ulah da Türkiye´de Patriyot sayılmaktadırlar. Bütün bu unsurlar, Osmanlı Balkanlarda küçülüp geriledikçe Türkiye´ye göçe başlamışlardır. Öncelikle, Balkan Harbi sırasında Türkiye´ye 100 bin dolayında Türk göçmüş. Bunun, Mübâdele dönemine kadar zaman-zaman sürdüğü anlaşılmaktadır. Mübâdele sırasında da, Türk ve diğerleriyle birlikte 375,976. İslâm nüfus daha göçerek Yunan Makedonya´sı bu açıdan boşaltılmıştır.

Türk asıllı göçmenlerin özellikle de yetişkin erkekleri, geldikleri yerlerin dillerini elbetteki biliyor, bunu da konuşabiliyorlardı. Ne var ki, Türkiye´ye döndükten sonra geride kalan dili aslâ konuşmamışlardır. Patriyotlarsa ana dillerini Bura´da da konuşmakta devam etmişlerdir. Çünkü, başlarda Türkçe´yi öğrenene kadar bu onlar için kaçınılmaz olmuştur. Patriyotların yeni nesli bir yana, yaşlı-başlı kimliklerin hâlâ da Yunanca konuştukları bilinmektedir! Bu kadar geniş bir anlatımdan sonra, elimizdeki Türkçe, Fransızca ve İngilizce belgelere geçersek... Türkçe olanı Osmanlı Arşivleri belgesidir. Patriyotların, Makedonya´da en yoğun yaşadıkları yer olan Grabene´deki bir İslâm cemaatine işâret etmektedir. Osmanlının ilk devrinde, bu yerde Duralı (Duralu) diyerek Niğde´yle bağlantılı bir cemaat görülmektedir ve bütün bilgi de bundan ibârettir. Ancak, daha sonra buradaki bir İslâm unsurundan hiç söz edilmemektedir. Bu da, anılan cemaatin başka bir yere göçtüğünü düşündürmektedir. Mâlûmdur ki, cemaatler çokçası dînî amacı olmak üzere birleşmiş toplumlardır. Değişik etnik kimliklerden de oluşabilirler. Fransızca belgelerimiz ise, Makedonya´nın bütün etnik gruplarının hayat sahalarını gösteren iki haritadırlar. Bunların biri 1911 târihliyken, öteki daha eski bir târihi işâret etmektedir. Eski haritada Grabene, Yanya ve geniş çevresi aralarına Ulahların da sokulduğu Grekler yâni Yunanlılarla meskûndur. Nasliç´te tamâmen Makedonlar yaşamaktadırlar. Serez ise, diğerlerinden farklı olarak hayli geniş bir Türk nüfusla doludur. 1911 haritasına gelince, durum sâdece Serez´de değişmektedir. Buradaki Türk nüfusu büyük ölçüde azalmış görünmektedir. Patriyotların göçtükleri Grabene´yle Nasliç´teyse Türk diye bir unsur yoktur!

Bir metin olan İngiliz belgesindeki durum ise oldukça sevimsizdir. Burada yazılanlar, yukarıda verdiğimiz Ali Paşa olayını doğrular mâhiyettedirler. Yâni katliam gibi! Buna göre, Grabene ve onun yanıbaşındaki Kozani´de Grekler zorla ve kitleler hâlinde İslâm´a sokulmuşlardır. O kadar ki, metinde ancak dağa kaçanların kurtulduğuna ilişkin ifâdeler okunmaktadır!

Bu kadar bir bilgiden sonra konumuzu şöyle bağlamak istemekteyiz: Irkçılığı düşünmeyen Türklerin yanında, Türk ırkçılığı yapan Patriyotlar ne kadar komik ve zavallı duruma düşmektedirler! Öte yandan, kişi, milliyetini bizzat seçebilmeli, kendini ne hissediyorsa da o olmalıdır. Patriyotlar için de bu böyledir. İçinde Türk duygusunu taşıyorsa, biz ki taşıdığından emin bulunuyoruz, mesele bitmiştir. Buna, uydurma millî destekler aramaya ihtiyaç duyulmamalıdır. Kısacası, etnik kimlikler ancak ilmin konusu olabilmelidirler. Artık kaynaşmış, bir bütün olmuş toplumların bölünmelerine gerekçe değil. Yazımıza Atatürk´ün târih üzerine bir sözüyle girmiştik. Buna paralel olarak biz de şunu ifâde edelim: Birileri yalandan mutlu olsunlar diye de, târih gerçeği değiştirilemeyecektir! Ülke´mizin Türk potasında erimiş bunca etnik grup yanında, demek ki bir de Patriyot denilen vatandaşlarımız bulunmaktadırlar. Mesele, işte bu derecede basit bir husustur. ...ve bundan öteye hiç şey değil!

Mete ESİN
You are not allowed to view links. Register or Login

Ziyaretçi:
 Görüyorum ki ziyaretçi konumunda da Patriyotlar konusunu inceleyen arkadaşlar var bu arkadaşların yeni üyelerimiz olduğunu düşünerek söylüyorumki Patriyorlar konusu benim aşırı ilgimi çekti kendisi Patriyot olan arkadaş varsa veya çevresinde Patriyot olanlar onlar hakkında bilgisi olanlar bunlari burda paylaşırsa memnun olucam
                                                                                                                    Şimdiden tşkler

Mübadil:
   Yazdığınız yazıyı cok ilginc buldum belırtmek ısterımkı soyledıklerınız kısmen cok dogrudur. Kısmen dıyecegım cunku eksik bılgıler nedenıyle bazı kesımlerde yanlıs sonuclara varmıssınız. Giritten gecen turk nfusla ılgılı olarak bılmenızı ısterımki nasıl bir elin parmakları aynı degılse girit turkleri dıye tanımlanan nufusta homojen bır yapı gostermez , bu nufusun ıcınde sonradan ıslamıyete gecmıs giritli kokenli ınsanlar oldugu gibi adaya getırılmıs turklerde vardır. Ozellikle 17. yuzyıl baslarında adadan anadolunun varlıklı ailelerinin arazi aldıgı gorulur bu guruba ''Agalar '' denmektedir.Giritte yaklasık osmanlı belgelerıne gore 170 ağanın toprak satın aldıgı ve burada ahalisi ile yerlestıgı belırtılmiştir. bunun yanında osmanlı ordusunun adayı terketmedıgı ve rum kızlarla evlılıkler yaptıgı kesın belgeler ıle ortaya konmustur. BU evlılıklerden dogan cocuklar evde anneleri ıle yetısmıs bu nedenle bırkac nesıl sonra turkce deyım yerındeyse hafızalardan sılınmıs sadece dılın ıcınde kelimeler bazında kalmıstır.

    Adada kalan osmanlı ordusu yaklasık 5000-10.000 cıvarındadır. Bunun yanında muslumanlıga gecen greklerde olmustur. Giritte ''Türk'' adı ıle adlandırabılecegımız nufus bu agalar soyundan gelenlerdendırkı 200 yıl aynı soyadı tasımıslardır. Meshur giritli aile soyadları kabaağaçlılar(afyon kabaağac) cebecizadeler, salacoğulları,arabzadeler,bıçakçızadeler... bunun gıbı giritte memurluk yapan devlet kademesının ust duzeylerınde bulunan bu aileler cocuklarını okula gondermekte ve turkceyı gayet ıyı bır bıcımde konusmaktadır. Bu aileler osmanlının bolgedeki memur kesımı yada arıstokrat kesimidir de diyebılırız.Bu ailelerin soyadları da geldıklerı yerı acıkca ortaya koyar ki kendımde soyadımdan nerden geldıgımı anadoludan rahatlıkla bılıyorum. Bunun yanında daha farklı soyadları da vardır bekraki ( bekir 'e aki yanı oglu takısı eklenerek elde edılır bunlar yıne turk kımlıgınden olup soy arastırması acısınan bıraz zordur )

   ''Zade'' li soyadları tasıyanlar genelde agalar soyundan gelen dogu ve batı anadoludaki alevi bektası unsurlardır kı giritteki bektası nufus ile sunni nufusu ayıran onemli bır unsurda budur. Ornek olarak Horosanlı Ali Baba tekkesini gosterebiliriz. Benim ailem de girite elazıg diyarbakır civarından gelmis turkmenlerdendir arablar cemaatine mensub olup , bu cemmat gunumuzde anadolunun bırcok yerınde mevcuttur.Cemaat ınanıs ıtıbarıyle anadoluda da bektası ve sunni guruplar( az da olsa ) halindedir. Cemaat beğdili turkmenlerinden olup osmanlı kayıtlarında turkman yorukhan tarifesınden dıye gecer.

   Giritin osmanlı hakımıyetınden cıkması (1897) ile bolgedeki ust tabaka gırıtı buyuk olcude tert etmıstır. İnsanların kafasında olusan giritli imajı tabıkı 1924 de gelen mubadiller ancak giritli sadece mubadil demek degildir. Ve giritli olmak ayrı bırseydir turk yada rum olmak ayrı . Giritli turk olabılırsınız giritli rum olabılırsınız yada ailenız zamanıyla muslumanlıga gecmıs grek unsurlardan olabilir.Bunların hepsıne ve bu karısıma rumları harıc tutarak girit turkleri dıyoruz.Benim dedem 1901 dogumlu dedemın babası 1867 ıkısıde cok ıyı turkce bılıyor dedemın babasının turkce siirleri mevcut hemde bunlar giritteyken yazılmıs. Sanıldıgı gıbı giritte turkce ölü bır dıl olmamıs bu ust tabaka ( yada egıtımlı tabaka ) icin gazeteler basılmıs. Varlıklı aıleler cocuklarını okullara gondererek turkce ogrenmelerını saglamıslar.Giritin turk egemenlıgınden cıkmasından sonra bır kısım turk istankoy ve rodosa goc ettırılmıs burası o zamanlar ıtalyanın egemenlıgınde buradaki giritliler onları zorlayan hıcbırsey olmamasına ragmen su anda turkce konusuyor turk okullarında okuyorlar ve kendılerını turk dıye tanımlıyorlar yanı sanıldıgı gıbı olay turkıyede cogunluga hos gorunmek degıl turkıye dısınakı bır yerde kı ( yunanıstanda ) bıle turkluk bılınclerı var.
  Benım ailemın soyadı giritte de turkceymis ordada aile mensubları turkce konusuyorlarmis. Bıldıgınızın aksine gırıtte turk adı bıle yokmus turkluk ölü bır kavrammıs gibi bır durum soz konusu degıl. Fransadaki Alsaslar , Britanyadaki iskoclar , suriyedeki turkmenlerin bır kısmı , ne kadar kendı dıllerını konusuyorlar ? Verdiginiz lozan anlasması metnınde turk kelımesı gecmez. Sadece dın ıbaresı vardır kı ulahlar arnavutlar pomaklar bu anlasma metnınde yer almıyorlar. Giritten gocen halk ıcınde yıne musluman olan rumca bazlı turkce kelımelerle karısık bır dıl konusan halk da dahıl denmektedir kı karamanlılar ıcınde bu ayrım yapılmıs ancak bır ırk tanımı yapılmamıstır.
   Bu konuda eksık bılgınız oldugunu varsayıyorum giritle ılgılı daha derın bır arastırma yapmanızı onerırım. Gırıtlı dıvan şairlerini bektasılıgın gırıttekı yerını bektası tekkelerini turk sairleri resmo yu bıraz okursanız sevınırım. Anadoludan gelen kokler buluyorlar dıyerek komık ve asağılık buldugunuz ınsanların bır kısmınında gercekten anadoludan kokleri vardır.Olmayanlarda mevcuttur ki ona bır ıtırazım olmaz. Patriyot giritliler ıcın kullanılmamıstır.Patrıyot yunan makedonyasından gocen halk ıcın kullanılır. Giritten gelenlere dunyadaki butun akademık kaynaklarda girit turkleri denir. Ama ınsan ozgurdur ben gırıtlıyım benım atam turk degıl derse o oyledır ama her gırıtlıyıde aynı kefeye koymayın yada her gırıtlı mubadıl degıl ama hepsıde aynı fıkrı benımsemıs.
    Bu nedenle Pomak ve girit turkleri arasında bır ayrım yapmanız gerekir.Giritte turkcenın unutulması adanın cografı olarak uzak olması ve osmanlının yeterı kadar ıktıdarını burada saglayamamıs olmasındandır. Bunun yanında gırıtte turk nufus hıcbır zaman rum nufusla boy olcusememıs hele hele en son haliyle rumların ancak 10 da bırı kadar olmustur ( 1923 )  Oysa bır top atımı kadar yakın olan mıdıllı de durum farklıdır. Batı trakya ıse anavatan topragıdır ve ımparatorluk topragı degıldır bu yuzden bu bolgede turk soyundan gelmeyenler bıle bır sekılde turkce konusuyorlardı ornegın pomakları gosterebılırız.Suriye hamidiyede yasayan giritliler (abdulhamıt zamanında gocurulmusler) su anda kendılerını turk azınlık statusu ıle adlandırıyorlar rodos ve kos giritlileri anadilde egıtım haklarını kullanarak turkce ogrenıyorlar kı hıcbır kımse onları buna zorlamıyor heleki yunanıstanda.Bunun harıcınde dunyadaki butun kaynaklardan arastırma yaptıgınızda giritli turkler adı altında ulastıgınız sonuc gırıtlı musluman nufustan  cıkan sonuctan daha fazladır ve toplulugun resmı adı kurdukları dernekler ve buyuk ansıklopedilerden alacagınız sonuclar dahılınde girit turkleridir.Ama son soz olarak belırtmek ıstedıgım sey ki dikkatınızı cekerım gırıtten gocen herkes aynı etnik yada kulturel kımlıkte olmayabılır ama hepsı gırıtlıdır. Gırıtlı olmay ayrıdır , turk yada musluman olmak ayrı.

Mübadil:
Bu noktada bılmenızı ısterımkı benım ıcın dunyanın butun mılletlerı esıttır ve onları ustun yapan emeklerı ve bırlık olma kararlılıklarıdır. Turk pomak laz bence farksızdır. Ne zıya gokalp nede ataturkun mıllıyetcılıgı ırkcı bır mıllıyetcılık degil. Osmanlı padısahlarına bakın 20 nesıl boyunca farklı mılletlerden kadınlarla evlenmısler sımdı bız vahdettin han turk degıldır dıyebılırmıyız? sonuc saf turk olmak degıl turk bılıncının olması. Turk olupta ıhanet eden yokmu? var , olmayıpta vatanını seven? cok var. Bu yazıda ıtıraz ettıgım nokta yanlıs bır sonucu gercekmıs gıbı vermesı yanı hıcbır gırıtlı aslında turk degıldır sonucu ortaya cıkarki bu dogru degıldır. Yazdıklarımı dıkkatle okursanız sevınırım.

Тоска:
You are not allowed to view links. Register or LoginYazdığınız yazıyı cok ilginc buldum belırtmek ısterımkı ...
--- End quote ---

Merhaba sayın mübadil,
Öncelikle bizleri farklı bir açıdan bilgilendirdiğiniz için teşekkürü borç bilirim fakat bu yazının bana ait olmadığınında altını çizmek isterim. Patriyotlar hakkındaki bu makale Mete Esin tarafından kaleme alınmıştır.
Saygılarımla

Navigation

[0] Message Index

[#] Next page

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 
Go to full version